KRİL OİL & BALIK YAĞI

Krill yağı:

Krill karidese benzeyen küçük bir deniz canlısıdır. Sadece okyanusların soğuk kısımlarında yaşarlar. Krill yağı bu canlılardan elde edilir. Krill yağı fosfolipid yapıda olması balık yağından çok daha iyi emilmesi anlamına geliyor. Ayrıca EPA (eikozapentaenoik asit) , DHA (dokozapentaenoik asit) ve Omega 3 açısından çok zengindir.

Vücudumuz balık yağındaki Omega 3 ün% 61-64 ünü kullanıyorken krill yağındaki omega 3 ün % 98 i kullanılır.Çoğu balık yağında olmayan astaksantin içerir.

Omega 3 ürünü alırken EPA(eikozapentaenoik asit) ve DHA (dokozapentaenoik asit) oranlarına dikkat edilmelidir.

Astaksantin anti oksidan bir maddedir. Krill yağı ve balık yağı yüksek EPA(eikozapentaenoik asit) ve DHA (dokozapentaenoik asit) konsantrasyonlarına ulaşmak için beraber kullanılması çok uygun olacaktır.

Balık yağları  Doğal olmayan etil ester(ee) balık yağları doğal yollardan elde edilen trigliserit (tg) balık yağları olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal olmayan etil ester(ee) balık yağları doğal yollardan elde edilen trigliserit (tg)balık yağları arasındaki en önemli fark etilester balık yağlarının biyoyararlılığı % 20-30 iken trigliserit yapıdaki balık yağlarının biyoyararlılığı % 70-80 civarındadır.

Köpük bardak testinde(köpük bardak testi; köpük bardak içine yarısı kadar su koyulur üzerine balık yağı ilave edilir balık yağı su üzerinde kalır ve köpük bardağa temas ettiği kısımlardan bardağı keser) etilester formdaki balık yağları köpüğü keser trigliserit formdaki balık yağları köpüğü kesemez.

Trigliserit  formdaki balıkyağlarını pankreas enzimleri rahat ve hızlı bir şekilde parçalayabilmesi ve trigliserit formunun (annesütü vs gibi) insan sindirim sistemine daha uygun olması ayrıca tg formunun ee formuna göre daha kararlı bir molekül yapısı olması açısından daha üstündür ama daha pahalıdır.

“Krill” (Euphausia superba) Norveç dilinde “yavru balık” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Euphausiacea ailesine ait deniz kabuklularını tanımlamak için kullanılan bir terimdir (Nicol et al., 1997; Tou et al., 2007). Antartik okyanusun soğuk sularında yaşayan karidese benzer küçük kabuklu deniz canlısıdır (Nicol et al.,1997; Hector et al., 2012). Diğer kabuklara benzer şekilde kitin yapıya sahip, ancak görünür dış solungaçları, parlayan organlar, baş ve göğüs kısmında tamamıyla aktif proteolitik enzim içermesi ile diğer kabuklulardan ayrılır (Tou et al., 2007). Krill en küçük milimetrik boyutlarından 15 cm uzunluğuna kadar değişebilmekte ve 85 kadar türü bulunmaktadır (Nicol et al., 1997). Vücutlarında ve yumurtalarında omega-3 (EPA, DHA) sentezleyebilmek için alg ile beslenirler. Fırsatçı özelliği olduğu için mümkün olan her türlü planktonla beslenebilirler (Atkinson et al., 2004; Bettina et al., 2009; Perissinotto et al., 2009). Antartika krili diğer balıklar gibi ağır metal ve kirleticileri tüketmemektedir (Tou et al., 2007). Dünya çapındaki okyanuslarda yaşaması nedeniyle krill dünyadaki en kalabalık hayvan türlerden biridir. Bu bolluğuna rağmen krill’in genellikle su ürünleri yetiştiriciliği, sportif balıkçılık ve ticari ürün olarak akvaryumda yem şeklinde kullanımına odaklanılmıştır (Tou et al., 2007). Yaygın olarak balina yiyeceği olarak bilinmesine rağmen, aynı zamanda foklar, deniz kuşları, balıklar ve az oranda da olsa insanlar için besin kaynağıdır. Krill’in farklı türlerinden sadece iki türü Antartik (Euphausia Superba) ve Pasifik (Euphausia Pacifica) krill’i ticari ürün olarak toplanmaktadır (Nicol et al., 1997). İnsan tüketimi için ticari krill ürünleri, çoğunlukla dondurulmuş çiğ krill, haşlanmış krill ve kabuğu soyulmuş krill eti şeklindedir. Krill’in insanlar için bir besin kaynağı olarak kullanımında teknolojik ilerlemeler ve yeni ürünlerin geliştirilmesiyle birlikte artış beklenmektedir (Tou et al., 2007). Enerji ve besin öğesi içeriği Krill taze ağırlıkta %10-11 protein, %2-6 yağ, %0.3-0.6 karbonhidrat, %2 kitin ve %3-4 kadar mineral içermektedir. Lipit içeriği cinsiyete göre büyük farklılıklar göstermektedir. Erkek krill %2-4 yağ, dişi krill ise %5-6 yağ içerir (Clarke et al., 1980). Kuru ağırlıkta ise %60-78 kadar protein, %7-26 yağ ve %12-17 kadar mineral bulunmaktadır (Savage et al., 1987). Krill α-linoleik asit (18:3, ω-3) ve linolenik asit (18:2, ω-6) gibi esansiyel yağ asitlerini içermektedir. Ayrıca krill’de doymuş yağ asitleri (%26.1) ve tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) (%24.2) düşük iken, çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) (%48.5) yüksektir. Krill’in yağ asit örüntüsü karides ve balığa benzemektedir. Ancak balıktaki çoğu yağ asidi trigliserit formdayken, kabuklu hayvanlarda yağ asitlerinin %65’i fosfolipit formdadır. Krill içindeki kolesterol seviyesi balıktan daha yüksek, karidese göre düşüktür. Krill’de kolesterol doku içinde 62.1- 71.6 mg/100 g değerindeyken, krill yağında ise 17 -76.3 mg/g arasındadır (Tou et al., 2007). Krill bakır, demir, manganez çinko ve diğer eser elementleri içermektedir. Aynı zamanda kalsiyum, flor, magnezyum ve fosfor açısından da zengin bir kaynaktır. Krill A, E ve B vitaminleri özellikle B12, B6 ve folik asit ihtiva etmektedir. Ancak krill demir ve D vitamini açısından fakirdir. Ancak besin değeri düşünüldüğünde iyi bir kaynak olması insanlar tarafından tüketimini cazip hale getirmektedir (Tou et al., 2007). Neden krill yağı? Balık yağının aksine, suda çözünebilen krill yağı 1990’larda keşfedilmiştir. Gıda takviyesi olarak tüm dünyada 2001 yılında kullanılmaya başlanan krill yağı, NASA’da astronotların beslenme programında 2002 yılından beri kullanılmaktadır. Belçika’da 2010 yılında, Danimarka’da da 2011 yılında yılın ürünü olarak seçilmiştir (Sevim, 2013). Krill yağını diğer yağlardan üstün tutan temelde dört bileşen bulunmaktadır. Bunlar; içeriğindeki yağ türünün fosfolipit formda olması, ORAC değerinin (oksijen radikal emme kapasitesi) yüksek olması, omega-3 ve astaksantin içeriğidir. ORAC değeri (oksijen radikal emme kapasitesi) İnsan vücudundaki her hücre günde ortalama 10.000 serbest radikal saldırısına maruz kalmaktadır. Vücuttaki serbest radikallerin artışını önlemek için antioksidan tüketimini arttırmak gerekir. ORAC (oksijen radikal emme kapasitesi), kimyasal biyomarkırlar kullanarak maddelerin toplam antioksidan güçlerini ölçen bir yöntemdir. Vücuttaki “serbest radikaller” olarak adlandırılan ve başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa yol açan maddelerin yok edilmesi, yani emilim değerini belirten ve besinler için kullanılan bir ölçektir. Ağır metal ve civa içermeyen krill yağının ORAC değerinin yüksek olduğu ve bu sayede kansere karşı koruyuculuğu ve yaşlanmayı geciktirdiği bildirilmektedir. Krill yağı balık yağına göre ORAC testi baz alındığında E, A, D vitaminleri ile astaksantin gibi güçlü antioksidanları içermesi sonucunda 48 kez daha fazla antioksidan etkiye sahip olduğu ve koenzim Q10’den 34 kat daha etkili olduğu tespit edilmiştir (Farooqui et al., 2009; Sevim, 2013). Başka bir çalışmada ise, krill yağının fare karaciğerinde hepatik antioksidan enzimleri yüksek derecede etkilediği, katalaz, glutatyon peroksidaz ve süperoksit dismutaz aktivitelerini anlamlı şekilde artırdığı tespit edilmiştir (Venkatraman et al., 1994). Omega-3 yağ asiti içeriği Elzem yağ asidi olan omega-3 yağ asidi, vücutta EPA ve DHA şeklinde metabolize olmaktadır. EPA ve DHA bebeklerde beyin, sinir sistemi ve göz gelişimini hızlandıran, yetişkinlerde romatoit artrit gelişimini yavaşlatan, yüksek kan trigliserit değerlerini düşüren, kardiyak aritmileri engelleyen, enfarktüs sonrası sağ kalım oranını arttıran, kan pıhtılaşmasını azaltan, damar sertliğini önleyen, kan basıncını azaltan ve Alzheimer hastalığını yavaşlatan uzun zincirli yağ asitleridir (Sevim, 2013). Fosfolipit yapı Krill’de bulunan uzun zincirli yağ asitlerinden omega-3 yağ asitinin çoğu fosfatidilkolin ve fosfatidiletanolamin gibi fosfolipit formunda bulunmaktadır. Buna karşın alglerden, morina karaciğerinden, foklardan ve/veya balık yağından elde edilen omega yağ asitleri trigliserit formdadırlar (Jacobsen et al., 2013). Fosfolipitlere bağlı omega-3 suda çözünebilir halde iken, balık yağındaki omega-3 çözünemez. Bu nedenle krill’deki omega-3’ün vücudumuz tarafından emilebilir ve kullanılabilir olması için önemli bir faktördür (Nash et al., 2014). Omega-3 fosfolipitleri hücre fonksiyonlarının gerçekleşmesi ve yapılandırılması için omega-3 trigliseritlerinden çok daha etkilidir (Chandrasekar et al., 1996). Diğer kaynaklarla karşılaştırıldığında; omega-3’ün fosfolipitlerle taşındığında, bağırsaktan emilimi daha etkili olduğu için biyoyararlanımı daha da artmaktadır (Maki et al., 2009; Jacobsen et al., 2013). Omega-3 yağ asitlerinin biyoyararlanımı bulundukları kimyasal forma bağlıdır. EPA +DHA‘nın üç yaygın formu; esterleşmiş trigliserit (balık yağı), etil ester (balık yağı) ve fosfolipit (krill yağı) kendi aralarında biyoyararlanım açısından karşılaştırılmak üzere yapılan bir çalışmada katılımcılara eşit dozlarda üç kimyasal formu verilmiş ve çalışma sonucunda emilimlerinin sırasıyla fosfolipit>esterleşmiş trigliserit>etil ester şeklinde olduğu tespit edilmiştir (Schuchardt et al., 2011). Toplam kan kolesterolü veya trigliserit seviyesi yüksek 113 kişi ile yapılan başka bir çalışmada, katılımcılar 3 gruba ayrılarak; 1. gruba 6 kapsül krill yağı (n=36; 3.0 g/gün, EPA+DHA=543 mg), 2. gruba 3 kapsül balık yağı (n=40 1.8 g/gün, EPA+DHA=864 mg) ve kontrol grubu olan 3. gruba herhangi bir takviye verilmeden, 7 hafta boyunca EPA ve DHA plazma konsantrasyonları ölçülmüştür. EPA+DHA suplemanı alan grupların plazma EPA ve DHA konsantrasyonları kontrol grubuna göre önemli derecede artış saptanmıştır. Buçalışma, krill yağının EPA ve DHA miktarı balık yağına nazaran daha az olmasına rağmen, fosfolipit formu sayesinde biyoyararlanımının yüksek ve daha iyi tolere edildiğine dair bulguları desteklemektedir (Ulven et al., 2011). Krill yağının düşük fosfolipit yerine yüksek fosfolipit içermesi durumunda biyoyararlanımının arttığını gösteren çalışmalar da mevcuttur (Ramprasath et al., 2015). Başka bir çalışmada ise, eşit miktarda EPA ve DHA içeren etil ester ve trigliserit formdaki balık yağı ve krill yağının biyoyararlanımı araştırılmış ve her gruba farklı formda eşit miktarda (1.3 g/gün) EPA ve DHA sağlayacak şekilde balık yağı formları veya krill yağı verilmiştir. Dört hafta sonunda gruplar arasında açlık plazma EPA ve DHA konsantrasyonları bakımından farklılık gözlenmemiştir. Kırmızı kan hücrelerindeki EPA ve DHA düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (Yurko-Mauro et al., 2015). Astaksantin içeriği Somon balığına, karidese ve flamingoya pembe-kırmızı rengini veren β-karoten ve A vitamini benzeri güçlü antioksidan özellik gösteren bir pigmenttir. Astaksantin’in antioksidan aktivitesi lutein, kantaksantin ve β-karotenden 10 kat, E vitamininden ise 500 kat daha güçlüdür (Mısır, 2012; Tou et al., 2007). Krill 1.5-2.0 mg/100 g konsantrasyonda astaksantin içermektedir. Bu durum krill’in astaksantin açısından zengin bir kaynak olduğunu göstermektedir (Tou et al.,2007, Sevim, 2013). Astaksantin kan-beyin bariyerini geçiş yeteneği üstün olan bir antioksidandır. Hücre hasarına neden olan ve kalp hastalıkları, kanser ve yaşa bağlı hastalık riskini artıran serbest radikalleri nötralize eder (Fassett et al., 2011; Bergea et al., 2014). Astaksantin’in katarakt, diyabet, kalp hastalığı, sinir hastalıkları ve bazı kanserlerin tedavisinde önemli rol oynadığı, anti-aging olarak kullanıldığı bilinmektedir (Tou et al., 2007; Mısır, 2012). Krill yağında antioksidan aktivite gösteren astaksantin oksidasyona karşı dayanıklılığını açıklamaktadır. Yağın oksidasyonunun en alt düzeyde olması yağın uzun ömürlü olmasını sağlarken, kokusunun ve tadının bozulmasını da engellemektedir (Arnold et al.,2010). Son yıllarda krill yağı ve balık yağı arasındaki farklılıklar tartışılan bir konudur. Yapılan çalışmalarda, krill yağı kapsüllerinin içerdiği EPA ve DHA miktarı balık yağı kapsüllerine göre az olmasına rağmen, krill yağının fosfolipit formundan dolayı omega-3 yağ asitlerinin daha etkili olduğu bildirilmektedir. Krill yağı soft jel formunda sadece gıda takviyesi olarak mevcutken, balık yağının hem ilaç, hem de gıda takviyesi olarak sıvı ve soft jel formu bulunmaktadır. Balık yağının soft jel formu boyut bakımından krill yağına göre daha büyük olup, bu durum yutma güçlüğüne sebep olabilmektedir. Ayrıca krill yağı balık yağından farklı olarak antioksidan potansiyeli artıran, atletik performans, kardiyovasküler hastalık ve enflamasyon üzerine pozitif etkileri olan ve krill yağına kırmızı-pembe rengini veren astaksantin pigmentini de içermektedir (Tou et al., 2007; Hector et al.,2012). Krill yağının çeşitli hastalıklar üzerine etkilerinin incelendiği farklı çalışmalar bulunmaktadır. Krill Yağı ve Hastalıklarla İlişkisi Krill yağı ve kardiyovasküler hastalıklar Omega-3 yağ asitlerinin (EPA ve DHA) başta kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere birçok hastalığa karşı pozitif etkileri mevcut olup, kardiyovasküler hastalıkları önlemek amacıyla balık ya da balık yağı tüketimi önerilmektedir. Bunlara altenatif olarak, EPA ve DHA’yı içeren krill yağı, içerdiği yağ asitleri sebebiyle balık yağına benzer şekilde kalp üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu düşünülmektedir (Backes et al., 2014). Krill yağının kan lipitlerinden özellikle kolesterol düzeyleri üzerine etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, yüksek kolesterol ve trigliserit seviyelerine sahip katılımcılara farklı miktarlarda (1. grup BKİ≤30 ise 2 g/gün, BKİ>30 ise 3 g/gün; 2. grup: BKİ≤30 ise 1 g/ gün, BKİ>30 1.5 g/gün; 3. grup: 3 g/gün balık yağı; 4. grup: plasebo) krill yağı ve balık yağı verilmiştir. Çalışmanın sonucunda; krill yağı alan gruplarda toplam kolesterol seviyesinde krill yağı alan gruplarda %13 ve %18 azalma, balık yağı alan grupta % 6 azalma, plasebo alan grupta ise %6 artış olduğu tespit edilmiştir. LDL kolesterol seviyeleri ise krill yağı alan gruplarda, sırasıyla %32 ve %39, balık yağı alan grupta %5 azalma saptanırken plasebo grubunda artış saptanmıştır. HDL kolesterol düzeyleri krill grubunda %42 ve %60 artış saptanırken balık yağı ve plasebo alan gruplarda %4 artış görülmüştür. Sadece yüksek miktarda krill yağı alan grubun trigliserit seviyelerinde anlamlı bir düşüş rapor edilmiştir (Bunea et al., 2004). Yapılan bir başka çalışmada ise trigliserit düzeyi sınırda/yüksek ancak balık tüketimi az olan bireylere zeytinyağı ve krill yağı verilmiştir. Çalışma sonucunda krill yağı tüketenlerin trigliserit düzeyleri zeytinyağı alanlara göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (Berge et al., 2014). Krill yağı içeriğindeki omega-3 yağ asitleri sayesinde kanın pıhtılaşma riskini azaltarak kalp hastalarında etkili olduğu düşünülmektedir. Krill yağı ve obezite/insülin direnci Son yıllarda yüksek yağlı diyetlerin hepatik steatozis patojenezindeki rolü üzerine odaklanılmış ve yüksek yağlı diyetlerin hiperglisemiyi, hiperinsülinemiyi, obeziteyi artırdığı ve non-alkolik karaciğer yağlanmasını tetiklediği rapor edilmiştir. Krill yağının glikoz ve lipit metabolizmasını pozitif yönde etkileyeceği, hepatik steatozise karşı koruyucu etkisi olabileceği bildirilmektedir (Ferramosca et al., 2015). Yapılan çalışmalarda, yüksek yağlı diyetle birlikte krill yağı kullanımının ağırlık artışını engellediği ve insülin direncini azal-ttığı tespit edilmiştir. Krill yağı ilavesi yapılan ve yüksek yağlı diyetle beslenen farelerde toplam karaciğer kütlesinin ve toplam karaciğer yağlanmasının azaldığı, hepatomegali, hepatik steatozis ve hiperkolestrolemi gelişiminin engellendiği, serum adinopektin seviyesinin arttığı ise bilinmektedir (Tandy et al., 2009; Bjørndala et al., 2012; Ferramosca et al., 2015). Obez kişilerde krill yağı takviyesinin aşırı periferik endokanabinoid aktivitesini azalttığı, bel/kalça oranı ve viseral yağ/iskelet kası kütlesi oranı gibi metabolik sendromun bazı parametrelerini iyileştirecek kapasiteye sahip olduğu belirtilmektedir (Bjørndala et al., 2012). Krill yağı ve bilişsel fonksiyon Krill yağının omega-3 yağ asitlerinden zengin olması beyin fonksiyonları üzerine olumlu etkileri olabileceğini düşündürmektedir. Omega-3 yağ asitlerinin beyin asetilkolin seviyelerini ve sinaptik vezikül yoğunluğunu artırdığı, bilişsel fonksiyonu geliştirdiği, antiinflamatuvar etkisi olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda depresyon üzerine olumlu etkileri de söz konusudur (Burri, 2015). Kolin vücutta bellekle ilişkili bir nörotransmtter olup asetilkolin üretiminde kullanılmaktadır. Yaş ilerledikçe asetilkolin gibi nörotransmitterlerde azalma meydana gelmektedir. Dolayısıyla fosfotidilkolin gibi kolin içeren takviyelerin alınmasının asetilkolin üretimini uyaracağı ve merkezi sinir sistemine yararlı etkilerinin olacağını bildirilmektedir. İnsan beyninde en çok bulunan yağ asiti olan DHA, beyindeki toplam yağ asitinin %15’ini oluşturmaktadır. Beyin dokusundaki omega-3 eksikliği işlevsel bozukluk ve gelişimde sıkıntılara yol açabilmektedir. Demans hastalarının beyin dokusunda DHA seviyesinde azalma olabilmektedir. Yapılan bir çalışmada, birinci gruba 12 hafta boyunca PUFA’nın fosfotidilkolinle bütünleştiği krill yağı, ikinci gruba PUFA’nın trigliseritle bütünleşmiş formda olan sardalya yağı, kontrol grubuna ise kısa ve orta zincirli trigliseritler kapsül olarak verilmiştir. Çalışma sonucunda krill yağı ve sardalya yağı kapsülü alan grupta, trigliserit alan gruba göre serebral korteks oksihemoglabin konsantrasyonun daha fazla arttığı tespit edilmiştir. Oksihemoglobin konsantrasyonun artışı beyin fonksiyonlarının artışını göstermektedir. Bu nedenle çalışma omega-3 yağ asitlerinin bilişsel fonksiyonu aktifleştirdiğini desteklemektedir (Konagai et al., 2013). Başka bir çalışmada ise krill yağından elde edilen fosfolipitin üç boyutlu öğrenme üzerine etkileri araştırılmış ve üç hafta sonunda yüksek ve düşük doz EPA ve DHA alımının kontrol grubuna göre kısa ve uzun süreli hafıza üzerine olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir (Gamoh, 2011). Krill yağı ve inflamasyon Çalışmalara göre krill yağı ratlarda artrit skorunu, arka bacak şişliğini, eklem içindeki enflamatuvar hücrelerin infiltrasyonunu ve sinoviyal tabaka hiperplazisini azaltıcı etki göstermektedir. Ayrıca epitel hücrelerde bakteri çoğalmasını, pro-enflamatuvar sitokinlerin mRNA ekspresyonunu azalttığı bilinmektedir. Krill yağı enflamasyon sırasında intestinal bariyer bütünlüğünü ve epitel hücrelerine bakteri yapışma ve istilasını kontrol etmektedir (Lernea et al.,2013, Costanzoa et al.,2015). Krill yağının kronik inflamasyonlu hastalarda CRP ve artrit semptomları üzerindeki etkisini araştırmak üzere yapılan çalışma sonucunda da, krill yağı takviyesinin 7. günde CRP’de %19.3, 14 .günde %29.7 ve 30. günde %30.9 azalma sağladığı saptanmıştır (Deutsch, 2007). Krill yağı ve premenstrual sendrom Premenstrual sendrom (PMS) terimi, menstrual siklusun luteal fazında görülen ve menstruasyonun başlamasıyla birlikte düzelen kognitif, duygusal ve bilişsel bozuklukları tanımlamak için kullanılmaktadır. Alfa-tokoferol, A vitamini ve omega-3 yağ asitleri PMS semptomlarını azaltabilmektedir. Krill yağının PMS ve dismonerea kontrolündeki etkisinin değerlendirildiği bir çalışmada, premenstrual sendrom tanısı almış 70 hastanın bir kısmına 2 g/gün balık yağı, bir kısmına da 2 g/gün krill yağı verilmiştir. Krill yağı kullanan grupta dismonerea için analjezik kullanımının balık yağı alan gruba nazaran daha az olduğu, premenstrual sendromun duygusal semptomlarını ve dismonerayı önemli derece azalttığı, PMS kontrolünde balık yağına göre daha etkili olduğu, stres, kasıklarda ağrı, eklem ağrıları ile göğüs bölgesinde hassasiyet gibi birçok sendromu azalttığı tespit edilmiştir (Sompalis et al., 2003). Krill yağının PMS’nin fiziksel semptomlarını azaltması içeriğindeki çoklu doymamış yağ asitlerinin inflamatuvar öncüsü prostaglandin-2 serisini azalttığı ve anti-enflamatuvar etki gösteren prostaglandin-3 serisini artırarak etkilediği düşünülmektedir (Tou et al., 2007). Krill yağı ve egzersiz Krill yağı egzersiz sonrası immün fonksiyonları iyileştirebilecek omega-3 yağ asitlerinden zengin bir kaynaktır (Boit et al., 2015). Krill yağı takviyesinin profesyonel kürekçilerde pro-oksidan/antioksidan denge belirteçlerin düzeyleri ve pro-inflamatuvar sitokinlerin düzeyleri üzerine etkisi araştırılmak üzere yapılan bir çalışmada, 17 sporcunun 8’ine plasebo verilirken, geri kalanlarına 1 g/gün dozda krill yağı verilmiş ve 1 g/gün dozda krill yağı takviyesinin kürekçilerde egzersiz sonrası oksidatif hasarı azaltığı saptanmıştır. Ancak antioksidan enzimler ve serum lipit profili üzerine etkisi gözlenmemiştir (Skarpańska et al., 2010). Başka bir çalışmada, 2 g/gün dozda krill yağı takviyesinin egzersiz sonrası toparlanma sürecinde naturel killer (NK) hücre sitotoksik aktivitesini uyaran IL-2 oranında artış sağladığı, ancak çalışma performansını, süresini ve oksijen tüketimini etkilemediği bildirilmiştir (Boit et al., 2015)Krill yağının güvenirliliği ve ilaç etkileşimleri Krill Antartika’nın saf ve temiz sularında bulunan bir canlıdır. Krill yağı üzerinde yapılan deneylerde, ağır metaller, pestisitler, dioksinler ve halojenli bifenillere rastlanmamış veya çok az miktarlarda bulunmuştur. Bir çalışmada, 4 hafta boyunca günde 2000 mg krill yağı alınmasının plasebo grubuyla karşılaştırıldığında herhangi bir yan etkisi görülmemiştir (Maki et al., 2009). Tropomyosin karides gibi kabuklu deniz hayvanlarında belirlenen alerjendir. Krill tropomyosini insandaki karidese karşı oluşturulan IgE antikoruyla çapraz reaksiyon gösterir. Karides ve diğer kabuklu deniz canlılarına alerjisi olan kişilerin krill’e karşı alerji geliştirme riski yüksektir (Nakano et al., 2008). Kril’deki flor’un yüksek miktarda ve biyoyararlanımının yüksek olması toksisiteye neden olabilmektedir. Ancak krill’in dikkatlice yakalandıktan hemen sonra kabuğun çıkarılması, tüketilmeden önce flor’un kaslara yayılmasını önleyerek potansiyel toksisiteyi minimize etmektedir (Tou et al., 2007). Krill yağının koagulopatisi olan ve antikoagülan vb. ilaç kullananların ürünü kullanmadan önce doktor/eczacıya başvurmalarında fayda vardır. SONUÇ ve ÖNERİLER Omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlarca zengin krill yağı, besin kompozisyonu açısından insan tüketimi için uygun gösterilmektedir. İçerdiği omega-3 yağ asitlerinin fosfolipit formu sayesinde biyoyararlanımını balık yağına göre daha fazladır. Krill yağının balık yağından farklı olarak içerdiği astaksantinden dolayı antioksidan kapasitesi yüksek olup, bu durum krill yağının kolay okside olmamasını ve dayanıklı olmasını sağlamaktadır. Ayrıca krill yağının plazma EPA/DHA konsantrasyonlarını arttırdığı, enflamasyonu azalttığı, plazma TG, LDL, VLDL seviyelerini düşürdüğü, HDL konsantrasyonunu artırdığı, premenstrual sendromun duygusal semptomlarını ve dismenoreyi önemli derece azaltığı bilinmektedir. Ancak krill yağı ile ilgili yapılan bilimsel araştırma sayısı yetersiz olduğundan, yan etkileri hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, içerdiği tropomyosinden dolayı bazı insanlarda alerjik reaksiyon gelişebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca antikoagülan ilaç kullanan hastaların mutlaka hekimlerine veya eczacılarına başvurmaları gerekmektedir. Krill yağı nispeten yeni bir ürün olduğundan, sağlık üzerine etkilerini net açıklayabilmek için daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç vardır.  

 

Omega 3

Omega 3 yağ asitleri  EPA(eikozapentaenoik asit) ve DHA (dokozapentaenoik asit) olarak adlandırılan yağ asitlerine ayrışmaktadır. Sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışan bir beyin yüksek miktarda DHA (dokozapentaenoik asit) içerir. DHA aynı zamanda hücre zarları için mükemmel bir hammaddedir. Vücut  yeteri kadar DHA üretemez. Doymuş trans yağlar ve alkol tüketiminin omega 3 ün DHA ya dönüşmesine engel olabilir.

Omega 3 yağ asitleri uzun zincirli (n-3) çoklu doymamış yağ asitleri PUFA (polyunsatured fatty asid) dir.Omega 3 esansiyel yani vücudun ihtiyacı olan ama vücutta üretilemeyen yağ asitleridir. Bu nedenle günlük beslenme ile alınması gerekir.Bu  esansiyel yağ asitleri grubunda 3 yağ asidi yer alır.

Bunlar;

  • EPA
  • DHA
  • ALA (Alfa linoleik asit)

ALA bitkisel yağlarda bulunurken DHA ve EPA balık yağında bol miktarda bulunur.

 

Omega 3 ün Faydaları:

Özellikle kalp damar hastalıklarında risk faktörlerinde azalma ve iyileşme gösterir. Nörolojik sistem üzerinde de olumlu etkileri olan omega 3 ün faydaları şunlardır

  • Trigliserit düzeyini düşürür
  • HDL (iyi huylu ) kolesterol düzeyini yükseltir
  • LDL oranını düşürür.
  • Hücre zarının yapısında rol alır.

Bu bilgiler altında vücudumuzda üretilemeyen Omega 3 EPA ve DHA kesinlikle beslenme veya gıda takviyeleri ile alınmalıdır.

Omega-3 yağ asitleri ve sağlık etkileşimleri Omega-3 (alfa-linolenik asit), omega-6 (linoleik asit) ve omega-9’dan (oleik asit) oluşan omega yağ asitlerinin yetersizliklerinde, insanlarda ciltte kuruma gibi bazı deri hastalıkları, astım, artritis, büyümede gerileme, diyabet ve kanserin bazı türlerinin yanında öğrenme eksikliği de görülmektedir. Günümüzdeki geleneksel diyetlerde yaklaşık olarak omega-6 yağ asitleri, omega-3 yağ asitlerinden 15-20 kez daha fazla bulunmaktadır. Balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanılmıştır. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptanmıştır. 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedildikten sonra önemi net olarak ortaya konulmuştur. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlanmıştır. 1976 yılında aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarında koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrit hastalıkları insidansı diğer toplumlara göre düşük bulunmuş ve 1980’lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin n-3 yağ asitleri olduğu kesinleşmiştir (Simopoulos, 2000; Chang et al., 2009). Omega-3 yağ asitlerinin sağlık üzerine etkilerine bakıldığında, genel olarak anti-enflamatuar, analjezik (ağrı azaltıcı), antitrombotik (pıhtı önleyici), antimitojenik (kanser önleyici) etkilerinin olduğu söylenebilir. Omega-3 yağ asitleri, koroner kalp hastalığından enflamasyona kadar birçok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde gerekli olan önemli bir yağ asididir. Ayrıca, diyete omega-3 yağ asidi eklenmesinin hipertansiyon, diyabet, bağışıklık, alerji ve sinirsel bozuklukları önlediğine yönelik çalışmalar da bulunmaktadır. Omega-3 yağ asitlerinin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkilerine bakıldığında; antiaritmik, antitrombotik, antiaterosklerotik, anti-enflamatuar, endotel fonksiyonunu düzenleme, hafif düzeyde hipotansif etkili ve trigliserit düzeylerini düşürürücü etkilerinden söz edilebilir (Ward & Singh, 2005). Ayrıca esansiyel yağ asitlerinin içerdiği bileşiklerin hayvanlarda kanser hücrelerini bloke edebildiğini, insanlarda ise omega-3 grubu yağ asitlerinin meme kanseri hücrelerinin büyümesini engelleyebildiği birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Diyetle tüketilen yağ kanser gelişimini ve ilerlemesini etkilemektedir. Diyette omega-6/ omega-3 oranının yüksek olmasının kanser oluşumu ve ilerlemesi üzerine olumsuz etkileri bulunmaktadır (omega-6’lar uyarıcı, omega-3’ler ise baskılayıcı etki). Balık yağlarının kanser üzerinde doğrudan tedavi edici etkisinden çok, hastalıklardan korunma ve ağrı dindirici etkileri daha yaygın olarak bulunmaktadır. Tedavi dozu olarak 3 g/gün şeklinde alımı önerilmektedir. Yapılan son araştırmalar, balıkta bulunan n-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırdığı ve özellikle de tip-II diyabetlilerde hastalığın oluşumunu geciktirdiği ortaya konulmuştur. Omega-3 yağ asitlerinin, kırmızı hücrelerin dayanıklılığını arttırdığı, kanın viskozitesinde azalmaya yol açtığı ve böylece kılcal damarlarla beslenen dokulara oksijen teminini kolaylaştırdığı öne sürülmektedir. Ayrıca bu yağ asitlerinin antihipertansif etki gösterdikleri bildirilmektedir. Gebelik sırasında düşük veya prematüre doğumu önlemenin yanı sıra bebeğin doğum ağırlığını artırmaktadır. Ayrıca, fetusun sinir sistemi ve damar gelişiminin çok yoğun olduğu, gebeliğin son 3 ayında DHA ihtiyacının çok arttığı bilinmektedir (Gordon & Ratliff, 1992; Sanders, 2000; Norman et al., 2003; Simopoulos, 2006; Jatoi et al., 2007; Blasbarg et al., 2011; Özden, 2013). Sağlıklı yetişkin bireyler için; haftada en az iki kez balık tüketimi ile haftada 2-3 kez yağlı balık tüketerek günde 0.5-1 g kadar omega-3 alınabilir. Kardiyovasküler hastalık öyküsü olan bireyler için; 1 g EPA+DHA ve hipertrigliseridemisi olan bireyler için; 2-4 g EPA+DHA (≈%20-40 ¯TG) tüketimi önerilmektedir (Kris-Etherton et al., 2003).

 

KELİMELER :