GLUKOZAMİN

 

Glukozamin Nedir ? Faydaları ve Yan Etkileri Neler ?

Glukozamin, artritin (eklem iltihabı) reçetesiz alternatif tedavisi için Amerika Birleşik Devletlerinde satılan en popüler takviyelerden biridir. 2008 yılındaki  “Amerikan Aile Hekimliği” makalesine göre aynı zamanda üzerinde en çok çalışılanlardan biridir. 

 

Glukozamin Normal Olarak Eklemlerde Bulunur.

Kimyasal olarak, glukozamin, hem şekere hem de proteine benzer. glukozamin, vücudumuzda glikoz ve bir amino asit olan glutaminden sentezlenir, ve bağlar ve tendonlar gibi bağ dokusu için bir yapı taşı olarak kullanılır. glukozamin yüksek konsantrasyonlarda, eklemi çevreleyen eklem kıkırdağında bulunmaktadır.

 

Glukozamin Nasıl Çalışır?

Amerika’da bir aile hekimi olan Dr Stephen Dahmer, glukozamin’in doğrudan, eklemlerde kıkırdak dokuyu oluşturan ve destekleyen hücreler olan  kondrositleri harekete geçirebileceğini varsaymaktadır. Diğer potansiyel eylem mekanizmaları, kıkırdak içine önemli sülfür moleküllerinin katılması, keratan sülfat ya da hyaluronic asit gibi kıkırdağın dejenerasyonunu  veya kritik eklem bileşenlerinin değiştirilmesini teşvik eden genlerin aşağı regülasyonunu içerir.

 

Klinik Kullanımı

glukozamin’in etkileri, temporomandibular eklem bozukluklarında, romatoid artritde, spinal artrit ve osteoartrit, veya kalça ve diz osteoartritde incelenmiştir. Birçok klinik çalışmada, 60 yaşın üzerindeki insanların yaklaşık yüzde 10’nu etkileyen bir durum olan diz osteoartritindeki faydaları araştırılmıştır. Ancak, klinik çalışmaların sonuçları tutarsız olmuştur, bu da hastaların glukozamin kullanmadan önce, doktorlarlarına danışmasları gerektiğinin altını çizer.

1994 yılındaki “Osteoartrit ve kıkırdak” olarak anılan bir çalışma, glukozamin’in sülfat osteoartrit semptomlarını kontrol için ibuprofen kadar etkili olduğunu göstermiştir. 2009 yılındaki bir başka değerlendirme glukozamin’in  “diz OA(Osteoartrit) tedavisinde bazı klinik etkinlikler gösterdiğini” belirtmektedir Kanıtların çoğunlugu göstermektedir ki, glukozamin alan osteoartrit hastalarında  iyileşme sağlar 

 

Yan Etkileri

Glukozamin bugüne kadar yapılan klinik çalışmalarda mükemmel bir güvenlik profili sergilemiştir. Yan etkileri eğer varsa, hafif ve karın ağrısı, mide yanması, bulantı ve ishaldir. 2010 itibariyle, glukozamin’in diyabet  yönetimine müdahale endişesi son zamanlarda ortadan kalkmıştır. glukozamin kabuklu deniz hayvanlarından  yapılmış olmasına rağmen, kabuklu deniz ürünlerine alerji nedeni olan maddeler, glukozamin preperatlarında mevcut değildir. Gebelikte glukozamin güvenliği ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

 

Değerlendirmeler

Glukozamin ile önemsiz ilaç etkileşimleri bildirilmiş olmasına rağmen, eğer diğer gıda takviyeleri veya reçetesiz ilaçları alırsanız, glukozamin kullanımına dikkatle yaklaşmanız gerekmektedir. Çalışmalar glukozamin sülfatın faydalı olduğunu gösterirken, glukozamin hidroklorürün yeterli etki göstermediği görülmüştür. Çalışma sonuçlarının tutarsızlıkları ve glukozamin’in öngörülen düşük miktardaki faydası göz önüne alındığında, şiddetli artrit olan veya diğer tıbbi sorunları olan kişilerde glukozamin alınımından önce doktora danışılmalıdır.

 

Boswellia Serrata Nedir?

Boswellia Serrata Nedir? “Hint tütsüsü” olarak da bilinen Boswellia serrata, doğanın en yüksek anti-enflamatuar  etkili bitkisidir. Tek başına ya da diğer bitkilerle karışım halinde, dahili ve harici olarak romatoid artrit, sırt ağrısı, fibrosit ve osteoartrit tedavilerinde kullanılır.  Boswellia ile ilgili klinik deneyler ve hayvan üzerinde yapılan çalışmalar, enflamatuar karşıtı etkisini kanıtlamıştır.

Boswellia’nın en önemli bileşeni olan boswellic asit’in, bitkinin farmakolojik etkisi üzerindeki en önemli katkıyı sağladığı düşünülmektedir. In vitro ve hayvan modelleri çalışmaları, boswallic asitin seçici olarak 5-lipoksigenaz’ı inhibe ederek, anti-enflamatuar, antiartritik ve anti-proliferatif etkilerini gösterir.

 

Anti-Enflamatuar

Bir çok ümit  veren bilimsel kanıt boswellia’nın geleneksel kullanımını desteklemektedir. Laboratuar çalışmalarında Boswellia’dan ayrıştırılan içerikler, anti-enflamatuar etkiler sergilemiştir. Deney hayvanları üzerinde, en az steroid olmayan anti-enflamatuar (NSAID) ilaçlardan İbuprofen (Advil, Nuprin, Motrin) kadar etkili olmuş, ve midede rahatsızlık gibi NSAID’lerin gösterdiği yan etkilerden hiç birini göstermemiştir. Bu, uzun süreler boyunca anti-enflamatuar ilaçlar kullanmak zorunda olan insanlar için önem taşır. Diğer denek hayvanlar üzerindeki çalışmalar, boswellia’nın kandaki trigliserit düzeylerini düşürdüğünü de göstermiştir.

 

Boswellia Serrata Ekstresi

Institute of Pharmacology at the University of Frankfurt araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen boswellic asit üzerindeki bir çalışma, boswellianın steroidal ilaçlara bir alternatif olacabileceğini göstermiştir. Almanya, University Tubingen’de yapılan ek bir çalışmada, boswellic asitin lökotrienleri inhibe ettiği görüldü. Lökotrienlerin, kronik enflamatuar hastalık çeşitlerinin devam etmesine yardımcı olduğuna inanılmaktadır.

Klinik bir araştırmada, 260’dan fazla romanoid artrit hastasına boswellik asit verildi. Plaseboya oranla şişme ve ağrıda belirgin azalmalar görüldü, sabah tutukluluğu azalmıştı, hastalar tedavi süresince NSAID almayı bıraktıklarını rapor edildi, ve hastaların genel sağlık durumları gelişme göstermişti. Araştırmaya katılan hastaların %50-60’ında, boswellic asitin romanoid artrit semptomlarını azaltmakta etkili olduğu tespit edildi.

Dizinde osteoporoz olan 30 hastanın katıldığı bir çift kör çalışmada, araştırmacılar, bosweliayı plasebo ile karşılaştırdılar. 13 katılımcı 8 hafta boyunca, ya boswellia ya da plasebo kullandı, sonraki 8 haftada ise tedavi tersine çevrilerek uygulandı. Sonuçlarda, plaseboya oranla, boswellia ile; diz ağrısı, diz oynaklığı ve yürüme mesafesinde oldukça belirgin gelişmeler görüldü.

 

Astım

Diğer kontrollü insan üzerindeki çalışmalarda, boswellia’nın muhtemelen kan damarlarını daraltan kimyasalların oluşumlarını bloke ederek bronşiyal astım süresini azalttığı görülmüştür. Boswellia, astım krizlerinin sayılarını azaltabilir. 6 haftalık, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışma, günde 3 kez 300 mg dozundaki boswellia tedavisinin, ritmik astım nöbetlerini azalttığını ve nefes alma kapasitesini göreceli olarak yükselttiğini göstermiştir. 1998 yılında yapılan çalışmada 80 astım-bronsit hastası 6 hafta boyunca her gün ya boswellia ya da plasebo kullandılar. Plasebo kullananların sadece %27’sinin astım semptomları gelişme göstermişti. Bu oran boswellia kullananlarda %70’di.

Boswellianın standart dozu, %37.5-65 arası boswellic asit içerir, bu oran kapsül başına 150-200 mg anlamına gelir. Boswellia ile ilgili çalışmaların çoğunda günlük doz 450 mg. (150 mg.lık 3 doz) ve 1200 mg. arasında belirlenmiştir.

 

Yan Etkileri Var mı?

Boswellia ekstresi, bulantı ve ishal gibi hafif gastrointestinal semptomlara yer verebilir, yer yer deride döküntüler görülebilir.

Yukarıda yer alan metin haber ve bilgi amaçlı hazırlanmış olup, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavisinin yerine geçmez. Herhangi bir tedavi sürecine başlamadan önce mutlaka sağlık uzmanının görüş ve onayı alınmalıdır.

 

Kondroitin Sülfat Nedir?

Kondroitin Sülfat Nedir? Kondroitin takviyeleri, köpek balığı veya inek kıkırdağından yapılan doğal bir maddedir. Ancak günümüzde, bir çok üretici, yapı ve etki olarak büyük ölçüde aynı olan sentetik formunu üretmektedirler.

Gerçekte, vücudumuzda doğal olarak mevcuttur. Yeni kemikler, kıkırdak ve tendon üretmek ve hasar görmüş olanları tamir etmede kullanılan bir protein cinsidir. Protein molekülünün bir parçası olan proteoglikan, kıkırdakları esnek yapar. Kondroitin’in ise, ağrı vermeyen bir hareketle kıkırdağın içine sıvı çekerek onların süngerimsi ve esnek olmalarını sağladığı düşünülüyor.

 

Kondroitin Sülfat ve Eklemler

Kondroitin sülfat, kıkırdağa esneklik sağlayan içerikleri vermeye yardımcı olan ve eklemdeki kemiklerin sürtüşmesi sonucu oluşan ağrılı şişkinlikleri iyileştiren anti-enflamatuar etkiye sahip, protein molekülünün parçalarından biridir. Kondroitin üzerine yapılan bir çok çalışma, onun, etkili bir biçimde eklemlerdeki şişlik ve sertliği giderdiğini; osteoartrit tedavisinde yararlı olabileceğini göstermiştir.

Kondroitin takviyeleri son yirmi yıldır geniş anlamda piyasadadır. Genellikle glukozamin ve kondroitin sülfat olarak pazarlanmaktadır. Glukozamin, kıkırdağın oluşumu ve onarımında önemli bir role sahip bir amino şeker formudur. Genellikle, istakoz, yengeç ya da karides kabuklarından elde edilir ya da laboratuarlarda sentezlenir. Glukozamin kondroitin, sinovinal sıvının bir bileşeni olan hiyalüronik asit üretimine yardımcıdır. Bu sıvı, eklemlerin kaygan olmasını sağlar.

Geçmiş çalışmalar, glukozamin kondroitin tabletleri kullanan kişilerin hafif – orta şiddetindeki artrit ya da osteoartrit ağrılarından ciddi anlamda kurtulduklarını ortaya koymuştur. Etkilerinin, doktorlar tarafından yazılan ibuprofen ve aspirin gibi non-steroid anti-enflamatuar ilaçlarla benzer olduğu belirtiliyor. Bu yüzden, artrit tedavisinde kondroitin glukozamin takviyeleri alternatif bir terapi olarak görünmektedir. Diz ve kalça artritinden yakınanlar için fonksiyon durumlarını geliştirdiği, eklem sertliği ve şişliği azalttığı da belirtilmektedir. İlginç bir şekilde raporlar, osteoartrit setomlarındaki iyileşmenin, tedavi durdurulduktan sonraki 3 ay devam ettiğini göstermiştir.

Kanda, ve romatizmal hastalıklar yaşayan kimselerin sinovial sıvılarında yüksek konsantrasyonlarda lökosit elastaz bulunur. Kondroitin sülfat, sinoviyal hücreler tarafından yüksek polimerize hyalüronik asit üretimini canlandırır. Sonrasında akışkanlık düzelir ve sinovial sıvı düzeyleri normale döner. İnsan sinovial sıvısındaki kondroitin sülfat izomer oranları kalça osteoartrit hastalarında hastalık şiddeti için bir belirteç olarak hizmet verebilir.

 

Glukozamin,  Kondroitin Sülfat ve İkisinin Kullanılma Zamanı

Bazı çalışmalar, osteoartrit tedavisinde, kondroitin sülfatı bağlantılı kullanmanın, glukozaminden daha etkili olduğunu göstermiştir. “Bioscience, Biotechnology and Biochemistry” bülteni, eklemlerin sinovial astarları üzerinde, glukozamin ve kondroitin’in yararlı etkilerinin mevcut olduğunu rapor etmiştir. 1998’de “Osteoarthritis and Cartilage” de yayınlanan bir çalışma, sadece kondroitin sülfat kullanımın, diz osteoartrit semptomlarını azalttığını göstermiştir.

 

Dozaj

Maalesef, kondroitin için belirli bir doğal kaynak bulunmadığından, sadece belirli takviyeler yoluyla alınabilmektedir. Her zaman kondroitin takviyeleri için doktorunuza  danışmanız gerekiyorsa da, belirli bir dozaj tavsiyesi söz konusudur. Günlük iki-üç defada alınan, 1200-1500 mg dozların etkili olduğu belirtiliyor.

 

Yan Etkileri

Kondroitin takviyeleri, en azından kısa bir süre için, tavsiye edilen dozlarda alındığı sürece, nispeten güvenlidir ve yan etki taşımazlar. Ancak, nadiren de olsa, hafif mide bozulması  ve yumuşak dışkı vakalarına rastlanmıştır. Diyabetik ya da hemofili gibi kan pıhtılaşması bozukluğu yaşıyorsanız, kondroitin kullanmamalısınız.

Kondroitin takviyeleri genellikle glukozamin içerdiğinden, diyabet hastalarının kullanırken çok dikkatli olmaları gerekir. Eğer onlardan biri iseniz ve kondroitin kullanma kararı aldıysanız, şeker düzeylerinizi sıklıkla ölçtürmeniz gerekir. Deniz ürünlerine alerjiniz varsa, kan inceltici ilaçlar alıyorsanız ya da hamile iseniz doktor gözetimi olmadan kullanmayın.

 

MSM Nedir ve Faydaları Nelerdir?

MSM Nedir ve Ne İşe Yarar? MSM, metil-sulfonil-metan’ın kısaltılmışıdır. DMSO adlı, aslında bir tür sülfür olan maddeden üretilir. Sülfür, vücudun cilt sağlığını geliştirmek gibi belli fonksiyonları yerine getirebilmesi için gereksinim duyduğu bir maddedir. MSM en yüksek biyoyararlanıma sahip organik sülfür kaynağıdır. Eklemlere, kıkırdaklara ve saç gibi katılgan dokulara sülfür girişini destekleyerek bağ doku elastikiyetinin devamlılığına yardımcı olur.

 

MSM Faydaları

MSM doğada bulunan bir sülfür bileşiği olup antioksidan, antienflamatuvar ve analjezik özelliklere sahip olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Metil-sulfonil-metan; yani MSM, artrit sorunu olan kişiler için yardımcı bir sülfür kaynağıdır. Eklemleri koruyan bağ dokuları sülfür yardımıyla oluşur. Bitkisel gıdalarla yapılan diyetler yeterli sülfür alımını sağlayabilir; ama sadece kişi hemen her gün sadece lahana, brokoli, brüksel lahanası gibi “gaz yapan” sebzeleri yerse… İşin özüne bakılırsa, bazı kişiler yüksek oranda sülfür taşıyan sebzelere genellikle katlanamazlar. Ancak, MSM gerekli olan sülfürü uygun bir takviyenin alınmasıyla sağlayabilir. Esnekliği yenilemek için glukozamin ve kondroitin, ağrı tedavisinde ise MSM alımı öneriliyor. Ağrıdan kurtulmak, MSM’in en büyük yararlarından birisidir. Glukozamin ile birlikte alımı ağrıyı daha etkili biçimde hafifletir. Fiziksel fonksiyonları desteklediği ve günlük aktivitede anlamlı bir iyileşme sağladığı gösterilmiştir.

MSM sadece artrit için değildir. Aynı zamanda mesane enfeksiyonlarındaki ağrıyı ve saman nezlesinde görülen sürekli hapşırığında da kesilmesinde yararlı olabilir.

MSM, gastrointestinal sistemi kaplayarak, allerjenlerin bağlanmasını engeller ve böylelikle alerjik reaksiyonu engeller. Araştırmalara göre, MSM’in günlük dozları, çevresel, besin ve ilaç allerjenlerine karşı önemli ölçüde direnç kazandırır. MSM’in alerjileri tedavi etme potansiyelini tetkik eden araştırmacıların elde ettikleri sonuçlar, 2002 yılında, “Journal of Alternative and Complementary Medicine“de yayınlanmıştır. 30 gün boyunca, 50 deneğe 2.600 mg MSM verildi. Sonrasında, deneklerin solunum semptomları ve enerji düzeyleri, Mevsimsel Alerji Semptom Anketi tarafından değerlendirilerek, onlara, enflamasyon kan immunoglobulin ve C reaktif protein testi verildi. Test süresinden sonra, çok az bir yan etkinin yanı sıra, solunum semptomları ve enerji düzeyleri büyük ölçüde ilerlemişti.

Kandida vücudun bir mantar büyümesini deneyimleme halidir. Bu, bir çok sağlık sorununu da beraberinde getiren büyük bir problemdir. Ama MSM bu soruna yardımcı olabilir. MSM, vücudun PH derecesini değiştirerek kandida’nın gelişemeyeceği ortamı yaratır.

MSM, saç dökülmesine karşı etkili olabilir. Çünkü MSM saç uzamasını destekleyen bir sülfittir. Bu yüzden saç kremlerinde yer alır. Ancak, takviye şeklinde de alınabilir.”Japanese Journal of Medicine“de Ağustos 1987’de yayınlanan bir durum çalışmasında, MSM’in öncüsü olan DMSO ile saç kaybının tersine işlediği bulundu. Durum çalışmasında amiloidoz’a – ya da organ ve dokularda anormal protein birikimine – bağlı olarak saç dökülmesi ve ağarması yaşayan 67 yaşındaki bir erkek ile ilgiliydi. Yaklaşık 8 aylık DMSO kullanımından sonra vakanın saçı uzamaya ve beyazdan, kendi orijinal rengi olan siyaha dönüşmeye başladı.

MSM’in tek bir dozu genellikle etkili olmaz. Bu yüzden normalde iyileşme görülünceye dek, MSM’in gün boyunca periyodik olarak, ya da birbirini izleyen günlerde; örneğin 2-21 gün arası kullanılması öneriliyor. Her bir MSM doz miktarı o denli hassas değildir, özellikle bir çok birbirini izleyen dozlar alındığında, MSM vücuttaki doku ve sıvılarda biriktiğinden etkisini gösterir.

 

MSM Nasıl Kullanılır?

50 mg.lık küçük dozlar bile bazen etkili olabilir; 1500 mg ve üstü ise tolere edilebilir. Genel olarak alınan tek doz, 100 – 1.000 mg arasındadır, tercih edilen ise, 250-500 mg.dir, Yine 500-1.500 mg’lık dozlarda kullanılmıştır. Etkili doz, gözlenen semptomların şiddeti ve özelliklerine bağlıdır; bir de, semptomların sebepleri ve hastanın MSM kullanmadan önceki kan düzeylerine bakılır.

 

 

 

KELİMELER :